Bu blogu açtıgımdan beri bir günde birden fazla post alıskanlıgını iyiden iyiye benimsedim. Durup durup aklıma geleni karalıyorum buraya. Sagda solda bi seyler okuyup beynimdeki kıvılcım hüzmelerini farkettikten sonra bi adım öne çıkanları yazıcam, yine.
2011'in diger yıllardan pek de bi farkı yok aslında, ama bu yılın öncekilere göre çok daha iyi geçmesini umuyorum, iyi geçecegine inanmak istiyorum sadece. Kısmen inanıyor gibi olsam da mevcut kosullara baktıgımda pek de öyle olmadıgını görüyorum. Tabi yıl sonuna kadar neler olup bitecek, onu bilmiyorum henüz. Umarım iyi geçer ve yıl sonu geldiginde "Ben demistim yeaa" diye böbürlenebilirim.
Eskiden ne kadar da çok insanı mutlu ederdim. Insanların yüzlerinde olusan o mutlu ifadelerden beslenirdim ben de bi insan olarak. Mutlu edince mutlu olurdum. Farkettim de, uzun süredir kimseyi mutlu etmiyorum ve edemiyorum. Hatta uzun süredir aptal ve sıkıcı bi insanım ben. Bi yandan insanlarla konusmak istiyorum ama diger yandan insanlarla bir araya gelince anlattıkları ilgimi çekmiyo ve ben de anlatacak bi sey bulamıyorum. Youtube açıp linkler bizi nereye götürürse kaptırıp kosuyoruz, maalesef.
Ev içinde oldukça yalnızım. Tek çocuk olmamın etkisi oldugu kadar yasadıgım ilçede hiç arkadasımın olmayısının etkisi ve sonuçları gözardı edilemeyecek kadar yogun. Sıkılıyorum yalnızlıktan, sessizlikten, düsünüp durmaktan. Bi yandan beynimi mütemadiyen çalıstırmak istiyorum, diger yandan benligimi zehirleyen o düsüncelerden kurtulmak istiyorum. Ne o, 25 yasında olduguma inanmak çok mu zor? Taze ergen triplerine dönüs yapmısım da zamanda 10 yıl falan geriye gitmisim gibi, di mi? Böyleyim bugünlerde, elimden gelen bi sey yok, simdilik.
Hayatımdan bugüne dek kaç insan geldi, kaldı, geçti, gitti, geri döndü... Hiç bilmiyorum. Hele erkekler... Hem nefret ediyorum artık, hem de o nefreti silip sevgiyle dolduruyorum. Ikisi de aynı anda oluyor, nasıl oldugunu ben bile bilmesem de.
Daha çok konusmak, daha çok dinlemek, daha çok kahve içmek, daha faydalı olmak, çok daha fazla yorulmak, kitap okumaya baslamak, daha kaliteli yasamak istiyorum. Bunun için kendime acilen mesgale edinmem gerekiyo. Evet, yapmak istedigim çok fazla sey var, ama imkanlarım oldukça kısıtlı, 2 sene öncesine dek farketmedigim kadar kısıtlı. Hal böyleyken ya "Zikmisim yeaa" deyip yapmak istediklerimden keyifli ve faydalı olanlara yönelmem gerekiyo, veya Nisan döneminde silah altına alınmak üzere 25 Subat'a kadar tecilimi bozdurup askerlige basvurmam gerekiyo. Askerlik fikrine nasıl baktıgıma hiç girmek istemiyorum, zira baslarsam sabaha kadar yazarım bu konuda. Gitmek istemiyorum, birçok genç gibi. Ama SS kuralı hala geçerli, maalesef :(
Terligi yemis hamamböcegi gibi debeleniyorum limon sandıgı kılıklı ufacık odamın içinde. Esyalar odanın her yerini kaplıyo. Zamanında suncacık odada 6-7 kisi birden gayet keyifli anlar geçirebilirken su an benden baska iki insan zar zor sıgabilir sanırım, o kadar dagınıgım. Eskisi yenisi tüm esyalardan sıkıldım. Imkanım olsa pencereden asagı fırlatıcam hepsini, istisnasız hepsini! O kadar ıvır zıvır doldurmusum ki odama, önceki evlerimde yaptıgım gibi. Sadece kagıtları dokümanları ayıklamaya kalksam sanırım 3 gün basından kalkamam isin.
Kitap okumuyorum çok uzun süredir. Zaten hayatımın hiçbir evresinde öyle harıl harıl kitap okudugumu bilmem. Bi insan için yeterince utanç verici aslında bu. Ama merakım yok, olduramıyorum da bi türlü. Bugüne dek neler neler denedim kitaplarla aramızdaki buzları eritmek için, ama hiçbi seyin faydası olmadı. Son 3 yıl içinde aldıgım ve okunmayı bekleyen bi 25-30 kadar kitap raflarda eskiyip gidiyor. Öyle ahım sahım kitaplar da degil çogunlugu zaten. Sırf zamanında arka kapagı okuyup merak saldıgım, ama sonra apansız kaderine boyun egdirdigim kitaplar çogu.
Uzun süredir asosyal yasam sürme zorunlulugumdan mıdır bilmiyorum, ya da yine uzun süredir hayatımda elle tutulur bi gelisme olmadıgından, bi yasanmıslık olmadıgından mı bilmiyorum, insanlarla sohbet edemiyorum. Karsımdaki bi seyler anlatıyo ediyo, yürüttügüm basit fikirleri söyledigimde bi sıkılganlık seziyorum ortamda. Söylemedigimde de sıkılıyor karsımdaki. Kitap okumuyorum evet ama kitabın da ötesinde, hayatı yasamıyorum ben aslında. "Aptal ve sıkıcı 'MAL'" rolünden öyle çok sıkıldım ki, bu halim aklıma gelince bile ölü topragı yayılıyo üstüme, aglamak geliyo içimden "Ben böyle biri degildim, hiç olmamıstım!" diye bagırıp çagırarak! Öncelikle bundan kurtulmak istiyorum. Bunun için ugraslar edinmeye çalısıyorum ancak pek basarılı degilim ugras edinme kısmında, çünkü maddi sıkıntılar bi hayli engel bu konuda.
Cümlelerim kendini tekrarlamaya basladı, daha fazla batırmadan kaçıyorum. Ama gitmeden önce söylemek istedigim son bi kaç sey var.
Iki güzel söz duyunca gevsemekten vazgeçmeliyim acilen! Ortam keyifliyse keza gevsememeliyim hemen. Beynimin iplerini çok kolay salıyorum, özellikle son 6 aydır. Niye böyle olduguna dair en ufak bi fikrim bile yok, ama durum bundan ibaret.
Daha fazla izleyenim olsun istiyorum. Birbirini tanımayan ve büyük olasılıkla (tersi için hala küçük bi olasılık var) tanısıklıkları bu blogdan pek de öteye gidemeyecek olan insanların etkilesimi her daim çekici geldi bana, bunu yasamayı hep sevdim. Benim yazdıklarıma onlar bi seyler katsınlar yorumlarıyla, onların yazdıklarına dair fikirlerimi belirteyim ben de. Zira kendim çalıp kendim oynadıgımda en fazla içimden çıkmıs oluyor yazdıklarım; bi baskasına ulasmıyo, birini düsündürmüyo, birini gülümsetip sükretmesini saglamıyo, birinin gözyaslarını döktürmüyo. Evet, etkilemek ve etkilenmek istiyorum. Etkilenme kısmında oldukca basarılıyım ancak etkilemek kısmında öyle degilim, yine bu aralar, hiç degilim. Sıkıcı bi adamım ben, sıkıcı ve aptal, bu aralar...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder