15 Mart 2011 Salı

farkındalıgım aylar, belki yıllar öncesine dayansa da bu kisisel alana hep ihtiyacım oldu benim. çocuk gibi mızmızım çünkü ben. yakın çevremdeki insanlara olanı biteni anlatır anlatır dururum, paranoyalarımı da eklerim tabii buna. insanlar için genel anlamda sıkıcı biriyim diyebilirim. çünkü kisisel alanımın bi hayli içine sokar korkuturum ben insanları. bu yastan sonra nasıl degisirim, ya da degisebilir miyim onu bile bilmiyorum. ancak içinde oldugum bosluk dönemi bunu sınamak için güzel bi fırsat olabilir an itibariyle.

bu blogu insanlara anlatmak isteyip anlatamadıklarımı dile getirmek için açmıstım, tamamen kisisel alan amaçlı! ancak yepyeni bi içerikle dönmem gerekiyo bugünlerde. daldan dala atlar gibi olacak belki, 6. yıldaki 4. blogum olacak belki ama taze kana ihtiyacım var benim! çünkü insanlar mıymısık aglak cümleleri okumayı sevmiyorlar. kalp degil insanların ilgisini çeken, beyin. yeni ögrenmedim, yeni farkına da varmadım, ama bugünü beklemek zorundaydım. daha erken davranmam demek boslugu içimde daha da büyütüp keskinlestirmek demek olacaktı (kisisel alandan bi kaç cümle daha). simdilik bu blog böyle duracak, aynen öncekiler gibi. yeni blogla ilgili fikirler henüz netlesmedi kafamda, ancak bi kaç gün içinde yayına baslamayı umuyorum. zira kısa süre sonra uzun bi ara vermek durumunda olcam zaten, muhtelif ve zaruri sebeplerden ötürü. okuyan, göz gezdirip geçen, yorumlarıyla süsleyen herkese tesekkür ederim. blogu 35. postta, izmir'de, oldugu gibi bırakıyorum ;)

14 Mart 2011 Pazartesi

her kimsen...

sen: askımız için
ben: benimle kal
sen: senden uzakta
ben: yine yazı bekleriz


yorum: güzel sarkılar, ama yanlıs zaman ve yanlıs yer. yine de belirsizlik.

4 Mart 2011 Cuma

ikizlere takkeee

1 hafta sonra dısarı çıkmanın verdigi korkuyla attım kendimi sokaga. Bi ucundan bi ucuna en fazla yarım saatte gidilebilen minicik ilçede yasamanın avantajını kullanarak çapraz yapa yapa ugradım gitmem gereken yerlere. Bu esnada dikkatimi biri çekti, yolda kendi halinde etrafına bakınarak yürüyen biri. Gözlerimi kısıp baktım ki, kendisi anasınıfı arkadasımmıs. Yolun iki ayrı yanında oldugumuzdan selamlasamadık da, ama bu ilk defa olmuyo. Selamlasamamak bi yana, gözüme takılması ilk kez olmuyo. Daha önceden de oldu, "yohk artıgk" diye çemkirdim kendime. Bu sefer anladım ki bu çocuk meger iyiden iyiye serpilmis, semirmis, erkek olmus :)

Neyse efendim, isimi bitirdim, eve dönüyorum iste. Sagda solda rastladıgım pazarcı çocuklara takıldı gözüm bu sefer. Meger ne cevherler yatıyomus ilçe pazarında :D Bi yandan içten içe kıs kıs gülerken bi yandan "Kendine gel freelife, pazarcı bunlar, saçmalama" dedim durdum ama nafile tabi. Yok, sınıf ayrımını savunan biri degilim ama hani ne paylasabilirim ki bu insanlarla :D Keza teki yoldan geçen sümük suratlı hatunun tekine "siyah da ne yakısırmısss" yaptı, aynen $ harfini uzatıp 3 kez telaffuz ederek böyle. "Yürü freelife yürü, ardına bakmadan kaç bu ortamdan" dedim kendime.

Lunaparktan gelen apachi dansı ($opar remiKS) esliginde beynimde iguanalar öpüsürken karsıma çıkan varlıkla bi irkildim, korktum. Nar çiçegi merserize yarım kol body'nin altına giyilen kot süsü verilmis kargo pantolondan sarkan zincir ve tanımlayamadıgım tekstil ürünlerine mi dikkat etsem, yoksa kızın karsısındakini dövecekmis gibi yürümesine mi bilemedim. O anki yegane istegim kaçıp annemin kucagına sıgınmak ve dövüne dövüne sümkürerek aglamaktı "anneaaa" diye. Zor tuttum kendimi "pa-riiigs, an-neeegm, gel gideliiigm" dememek için, o denli! Magdurum! :'(

Bir pazar macerasının daha sonuna geldik ki sonradan farkettim, bu ilkti aslında. Olsun, yerseniz :)

25 Şubat 2011 Cuma

kutumda büyük hissediyorum

erkekler! yakında tekinizi sisleyip üstüne intihar edip gidicem, bu gidisle çok yakın! devam edin piçlige...

23 Şubat 2011 Çarşamba

let the music play

is görüsmesine gitmeden hemen önce radyoda çalmaya baslayan ve bana göre son 6 yıldır radyoda çalan en iyi sarkı olan shamur - let the music play bana sans getirecek. eller havaya!!! :)

belki denize ulasır içimizdeki nehirler bir gün


bu sarkıyı sana söyleyebilmeyi isterdim, ancak senin içinde bambaska biri var ve ben içimi sana açarken senin tüm bunları, dahası beni yoksayman, yanıbasımda otururken gözümün önünde baska baska heriflere mesaj atman ve benzeri pisliklerin yüzünden haketmiyosun.

ben senden feyz alıp hayatımı iyilestirmeyi umarken senin benimkinden daha büyük bi boslugun oldugunu gördüm bugün. kamufle etmekte hayli basarılısın. fakat kendi hayatımı iyilestirmek adına destek aldıgım direklerden biri yok oldu bugün. sen benden çok daha güçsüzsün, benden asagıdasın.

keske zamanı geri çevirme sansım olsa da götünü kaldırdıgım günlere geri dönsem ve hissettiklerimi yok etsem, söylediklerimin hepsini geri alıp senin gibi piçlik yapsam, ayaküstü laf sokustursam, yoksaysam seni. gözünde ne denli küçük ve kolay oldugumu kestirebiliyorum az çok, bunu silmeyi o kadar istiyorum ki kendi benligim ve gururum adına... tahmin bile edemezsin! bunun yegane yolu ne yazık ki seninle iletisime geçip sandıklarının yanlıs oldugunu anlatmak da degil, çok kolay bunu yapmak belki ama gözündeki degerimi yükseltmicek. hayatım iyilestikçe sen ne kadarını görürsün, ne kadarından haberdar olursun, benimle ne kadar ilgilenir de bunları ögrenirsin bilmiyorum; ama gördügün ve sandıgın kadar kolay ve basit biri degilim.

22 Şubat 2011 Salı

antaytıld

igrenç zincirlerin halkası gibi hissediyorum bugün, evet aynen öyle. iki ayrı zincirin ortak halkasıyım sanki. dünya çok küçük, hayat çok kısa, ve ben bunlardan nefret ediyorum

i can be an asshole of the grandest kind in eight easy steps


"you're more than a fan
lookin' for a man
but you end up with one-night-stands

he could be your whole life
if you got past one night
but that part never goes right

in the morning you're vexed
he's onto the next
and you didn't even get no text"

dersimi o kadar iyi aldım ki, tahmin bile edemezsin sevgili "bu" :) önceden de dedigim gibi, uktesin artık içimde. önümüzdeki günler neler getirir hiç bilmiyorum ama senden sevgili olmaz. daha önce bi kaç tip için dedigin gibi, "tek kullanımlık çay poseti"ymissin, yeni kavradım. canım çay istedi :D

sana benzedim ben, seni ilgilendirmese de. yüzeysel muhabbetleri derinmis gibi, hayatımın yegane amacıymıs gibi gösterip bi yandan geri çekiyorum. agıma düsen insan sayısı açlıktan gözü dönen bi egoyu bile tıka basa doyuracak ölçüde ama ben senin gibi insanların güçsüzlügünden beslenmiyorum. hatta üzüldügümü bile söyleyebilirim, bi kısmı için.

ne ben senin kadar vurdumduymaz olabilirim, ne de karsıma çıkanlar benim kadar aptal olabilir. bunu bilmek hem güven verici hem de korkutucu. aptal degilim aslında, aptalca davranıyorum bazen, senin karsında.

kimseyle oynamıyorum, ama istesem bunu yapmak o kadar kolay ki... ama asla bi sen olmucam "bu"...

"don't be mad at me
cuz you're pushing thirty
and your old tricks no longer work"

18 Şubat 2011 Cuma

nearing time

gitgide uzaklasıyorum veya kendimi kandırıyorum. ıssız adam olup çıkmam an meselesi sanırım, zira gündelik kosusturmacamdan zerre eksik kalmıyorum su ara. oysa geçen haftalarda evden dısarı adım atmak bile istemiyodum, ucunda "bu"nu görmek yoksa.

umarım su an küllerin altına köz itmiyorumdur, umarım iki saat geçtikten sonra parlamaz alevler. yoksa daha çok yanar canım.

16 Şubat 2011 Çarşamba

long long time ago


Kendim için, gelecegim için yapacak bi seyler arıyorum harıl harıl. Ikinci bi dil ögrenmek listemde hep olmustu, ise bunla baslamak istiyorum. Hele ki ögretmen "bu" olunca...

Harıl harıl is arıyorum bi yandan. Arıyorum diyemem belki aslında, ama motivasyonum yüksek ve bu sefer bunu etkin kullanmak istiyorum.

Bi hayli enerjigim bu günlerde. Her gün düzenli olarak mutlaka dısarı çıkıyorum, ne sebeple olursa olsun. Eve kapanıp kaldıkça daha beter oluyo çünkü insan. Dısarı çıkıp iki insan yüzü görmek, uzun süredir görülmeyen bi arkadasla oturup iki çift laf etmek kafasını baya bi dagıtıyomus insanın.

Yakın geçmiste tanısmıs olmamıza, yine çok yakın geçmiste bu blogu açmıs ve bunca seyi yazmıs olmama ragmen sen bunların hiçbirini bilmiyosun ve ben hayatta oldukça bilmiceksin. Olura bi gün intihara kalkısırsam veya ölüm dösegine düsersem o zaman blogumun adresini sana ulastırıcam bi sekilde. Ama ben hayattayken bunları ögrenmene izin vermicem. Hos, sen de hiç meraklı degilsin bunları ögrenmeye, zira ne hayatında birini istiyosun ne de buna zamanın var. Birini istesen bile bunun ben olamayacagı gün gibi asikar. Daha fazla tırmalamanın hiçbi manası ve geregi olmadıgı gibi beni uçuruma sürüklemekten baska bi halt da etmiyo mevcut kosullar altında.

Ben içten içe hayalimdeki adamla uyuyup uyanırken sen eski düzen devam edeceksin hayatına. Kandili farklı direklerde söndürceksin hep, bugüne dek oldugu gibi. Sehvetle ve kisisel isteklerinle hareket edeceksin, yine. Ama beni hiçbi zaman tanımadın, tanımak istemedin. Günler haftalar geçtikçe degisicem ben. Isteklerim ve planlarım dogrultusundaki dogal süreç bu çünkü. Inan, ne kimseyi çekiyo canım, ne de seni unutmayı. Bu gece feanor'a dedigim gibi, ukte olarak yerini aldın bile çoktan içimde.

Ise girmek için can atıyorum evet, gün içindeki o yogunlukta bile aklıma geleceginden o kadar eminim ki... Yok, sartlamıyorum kendimi. Basıma gelecegin farkındayım sadece. Çünkü hislerimin ve düsüncelerimin ne olup olmadıklarını iyi biliyorum. Kendimi tanıyorum. "Bi hap olsa da içsem ve geçse her sey." demedim senin için hiçbi zaman, demem de. Yasanan bi kaç güzel kareden ibaret kal bi kenarda. Bundan sonra seninle yasanacak sözümona güzel kareleri ne yazık ki kaldıramam içimde bi yere, sana olan hislerime ve kendime ihanet etmis olurum.

Yoo, sen kötü biri degilsin. Ama durumunun da farkındayım. Bunun yanında kendimin de farkındayım. Bu yüzden ikimiz de tutturdugumuz yollarda ilerlemeye devam edicez.

Hayat güzel seyler getirmez kimseye, anca kendi tırnaklarımızın sökülmesi pahasına döktügümüz çabalarımız mutlu anlar yaratıp önümüze getirebilir platin tepsiler içinde.

Ancak, tüm bunları hiçbi zaman bilemiceksin, anlatmıcam sana bunları hiçbi zaman.

Mutlu ol, mutlu kal, whatever.

9 Şubat 2011 Çarşamba

like all the boys before, like all the boys before


bilgisayar basında zaman öldürmektense daha somut ve daha gelecege yönelik planlar yapıyorum son bi kaç gündür. yarın erken kalkmam gerekiyo ama düsüncelerden kurtulamıyorum yine. bu seferki öyle "bu"nunla ilgili degil pek. napayım ne edeyim düsüncesi daha çok. bi de evet, yarın bulusacak olmanın verdigi heyecan, her ne kadar telefonda "tamam alsancak'ta dısarda takılırız" demis olsa da benim eve davetime ragmen.

"bu"nu nasıl bi takıntı haline getirdigimin farkındayım. su ana dek olmus bitmislerden sonra zaten öyle uzun soluklu iliski gibi bi beklentim kalmadı, olması da saçma olurdu, gerçekten. ama yine de birlikte keyifli zaman geçirilebilir bence. bi anlamda yarın belirleyici olcak benim kafamda. belki de msn'de gördügü insanla alakası yoktur in person'da görecegi kisinin :) belki yine bana saldırıp kur yapacak, belki de sıkkın ve sessiz etrafını izlicek, bilemem. çok da umrumda degil. yani umrumda tabi ki ama oturup ona kafa yormak istemiyorum. aramızda bi kaç güzel sey olursa ne ala, olmazsa da yapacak bi sey yok.

tabi ben yine esekligime doymayayım, dün blogun tekinde okudugum kolay brownie'yi bugün yapıp dayadım koydum kenara hemen, hani "elimle yaptım, sana getirdim" dicem ya güya. :) götürsem bi çesit götürmesem bi çesit. simdi elimde dilim dilim tatlıyla beni gördügünde 1 gol daha yemis olcam. zaten aptallıgıma doymayayım, az önce apayrı bi gol yedim kendisinden. ikimizin de oynadıgı facebook oyunundan takip ediyorum kendisini (stalk ediyorum evet ne var?!?), belli zaman aralıklarında kontrol ediyorum oyununu, girip girmedigini de anlıyorum böylelikle. daha ilk tanıstıgımız günlerde ondan istedigim bi seyi yapmıs (kim için oldugunu bilmiyorum tabi), ben de atladım hemen üstüne, kurdum kendi isletmemi, aradan bi yarım saat kadar geçtikten sonra yine kontrol ettim, kabul etmis. ben bi anda gaza gelip "yihuu saklanmıyooo" diye sevinirken "laaan! laaan? laaan?!?" kalakaldım. evet, artık onu stalk ettigimi de biliyo. su dakikadan itibaren hiç sansım kalmadı, ZERRE BILE!!! "Selam arkadasım" :/

PS: canımın daha bi istedigini yazıyorum artık, nasılsa okuyan eden hiiiç yok :) tam anlamıyla günlüge döndü burası, sad but true :/


içten içe gelen edit: o kadar da sert yazmak istemedim aslında ya, degistiriyorum abi olmaz böyle.

8 Şubat 2011 Salı

Solo test


Çocukken ne zaman babaanneme insem can sıkıntısından bu oyunu oynardım. Hatta olayı ileri götürüp babaannemi de dahil ederdim buna, sanki normalde yalnızken kendisi hiç oynamıyomus gibi :) Bi piyon o alırdı, bi piyon ben alırdım. En son hamleyi kimin yaptıgını önemsemeden iyi sonuç çıktıysa kendime, kötü sonuç çıktıysa babaanneme yamardım hemen :) Tek çocuk oldugumun farkında degildim, ama küçükken bu denli bencil ve sımarıktım.

Az önce Facebook'ta gördüm solo testi, alakasız bi sayfada. Aklıma neler neler geldi, bilemezsiniz :)

Hayatımın çesitli evrelerinde, basımdan geçen çesitli olaylarda bu skaladaki 9 sıfatın her birini ayrı ayrı giydim çıkardım durdum. Küçükken bilginle normal arasında gidip gelirdim, ilkokula basladıktan sonra kurnaz ile aptal arasında gidip geldim. Lisedeyken çıtayı yükseltip bilgin ile basarılı arasında oynadım. Üniversite hayatıma bilgin sıfatıyla baslayıp aptal ile son verdim sanırım. Simdilerdeyse aptal ile zeki arasında yer degistirip duruyorum, ancak son eldeki piyon sayımı 6nın altına düsürmek çok zorlasmaya basladı. Tek piyon bırakacagım günleri yasamak istiyorum artık. Geçmisteki dogal deseni örnek alıp bu olumsuz durumdan çıkıp güzel seyler yasamak istiyorum yine. Iyi-kötü-iyi-kötü seklinde yasadım geçmis 25 yılı, sıra "iyi"de yine. Gelsin o gün, lütfen!

Something new


Son günlerde gerek blogspot'ta, gerekse facebook'ta sıklıkla ordan oraya atlayıp durdugumdan çok ve çesitli seyler okumaya basladım. Bazılarından zihnimde kalanlar oldukça kabartılı. Adeta soguk mühür gibi lank diye gelip oturmuslar, izlerini kalıcı olarak bırakmıslar sanki.

"Akıllı insanların güzel olmaya ihtiyacı yoktur çünkü onları baska bir akıllı mutlaka sever. Akıllı insan aynı zamanda güzelse, o zaman ömür boyu yalnız kalmaya mahkumdur."

Elde avuçta ne akıl kaldı ne güzellik, peki simdi nolcak?

Bu aralar

Bu blogu açtıgımdan beri bir günde birden fazla post alıskanlıgını iyiden iyiye benimsedim. Durup durup aklıma geleni karalıyorum buraya. Sagda solda bi seyler okuyup beynimdeki kıvılcım hüzmelerini farkettikten sonra bi adım öne çıkanları yazıcam, yine.

2011'in diger yıllardan pek de bi farkı yok aslında, ama bu yılın öncekilere göre çok daha iyi geçmesini umuyorum, iyi geçecegine inanmak istiyorum sadece. Kısmen inanıyor gibi olsam da mevcut kosullara baktıgımda pek de öyle olmadıgını görüyorum. Tabi yıl sonuna kadar neler olup bitecek, onu bilmiyorum henüz. Umarım iyi geçer ve yıl sonu geldiginde "Ben demistim yeaa" diye böbürlenebilirim.

Eskiden ne kadar da çok insanı mutlu ederdim. Insanların yüzlerinde olusan o mutlu ifadelerden beslenirdim ben de bi insan olarak. Mutlu edince mutlu olurdum. Farkettim de, uzun süredir kimseyi mutlu etmiyorum ve edemiyorum. Hatta uzun süredir aptal ve sıkıcı bi insanım ben. Bi yandan insanlarla konusmak istiyorum ama diger yandan insanlarla bir araya gelince anlattıkları ilgimi çekmiyo ve ben de anlatacak bi sey bulamıyorum. Youtube açıp linkler bizi nereye götürürse kaptırıp kosuyoruz, maalesef.

Ev içinde oldukça yalnızım. Tek çocuk olmamın etkisi oldugu kadar yasadıgım ilçede hiç arkadasımın olmayısının etkisi ve sonuçları gözardı edilemeyecek kadar yogun. Sıkılıyorum yalnızlıktan, sessizlikten, düsünüp durmaktan. Bi yandan beynimi mütemadiyen çalıstırmak istiyorum, diger yandan benligimi zehirleyen o düsüncelerden kurtulmak istiyorum. Ne o, 25 yasında olduguma inanmak çok mu zor? Taze ergen triplerine dönüs yapmısım da zamanda 10 yıl falan geriye gitmisim gibi, di mi? Böyleyim bugünlerde, elimden gelen bi sey yok, simdilik.

Hayatımdan bugüne dek kaç insan geldi, kaldı, geçti, gitti, geri döndü... Hiç bilmiyorum. Hele erkekler... Hem nefret ediyorum artık, hem de o nefreti silip sevgiyle dolduruyorum. Ikisi de aynı anda oluyor, nasıl oldugunu ben bile bilmesem de.

Daha çok konusmak, daha çok dinlemek, daha çok kahve içmek, daha faydalı olmak, çok daha fazla yorulmak, kitap okumaya baslamak, daha kaliteli yasamak istiyorum. Bunun için kendime acilen mesgale edinmem gerekiyo. Evet, yapmak istedigim çok fazla sey var, ama imkanlarım oldukça kısıtlı, 2 sene öncesine dek farketmedigim kadar kısıtlı. Hal böyleyken ya "Zikmisim yeaa" deyip yapmak istediklerimden keyifli ve faydalı olanlara yönelmem gerekiyo, veya Nisan döneminde silah altına alınmak üzere 25 Subat'a kadar tecilimi bozdurup askerlige basvurmam gerekiyo. Askerlik fikrine nasıl baktıgıma hiç girmek istemiyorum, zira baslarsam sabaha kadar yazarım bu konuda. Gitmek istemiyorum, birçok genç gibi. Ama SS kuralı hala geçerli, maalesef :(

Terligi yemis hamamböcegi gibi debeleniyorum limon sandıgı kılıklı ufacık odamın içinde. Esyalar odanın her yerini kaplıyo. Zamanında suncacık odada 6-7 kisi birden gayet keyifli anlar geçirebilirken su an benden baska iki insan zar zor sıgabilir sanırım, o kadar dagınıgım. Eskisi yenisi tüm esyalardan sıkıldım. Imkanım olsa pencereden asagı fırlatıcam hepsini, istisnasız hepsini! O kadar ıvır zıvır doldurmusum ki odama, önceki evlerimde yaptıgım gibi. Sadece kagıtları dokümanları ayıklamaya kalksam sanırım 3 gün basından kalkamam isin.

Kitap okumuyorum çok uzun süredir. Zaten hayatımın hiçbir evresinde öyle harıl harıl kitap okudugumu bilmem. Bi insan için yeterince utanç verici aslında bu. Ama merakım yok, olduramıyorum da bi türlü. Bugüne dek neler neler denedim kitaplarla aramızdaki buzları eritmek için, ama hiçbi seyin faydası olmadı. Son 3 yıl içinde aldıgım ve okunmayı bekleyen bi 25-30 kadar kitap raflarda eskiyip gidiyor. Öyle ahım sahım kitaplar da degil çogunlugu zaten. Sırf zamanında arka kapagı okuyup merak saldıgım, ama sonra apansız kaderine boyun egdirdigim kitaplar çogu.

Uzun süredir asosyal yasam sürme zorunlulugumdan mıdır bilmiyorum, ya da yine uzun süredir hayatımda elle tutulur bi gelisme olmadıgından, bi yasanmıslık olmadıgından mı bilmiyorum, insanlarla sohbet edemiyorum. Karsımdaki bi seyler anlatıyo ediyo, yürüttügüm basit fikirleri söyledigimde bi sıkılganlık seziyorum ortamda. Söylemedigimde de sıkılıyor karsımdaki. Kitap okumuyorum evet ama kitabın da ötesinde, hayatı yasamıyorum ben aslında. "Aptal ve sıkıcı 'MAL'" rolünden öyle çok sıkıldım ki, bu halim aklıma gelince bile ölü topragı yayılıyo üstüme, aglamak geliyo içimden "Ben böyle biri degildim, hiç olmamıstım!" diye bagırıp çagırarak! Öncelikle bundan kurtulmak istiyorum. Bunun için ugraslar edinmeye çalısıyorum ancak pek basarılı degilim ugras edinme kısmında, çünkü maddi sıkıntılar bi hayli engel bu konuda.

Cümlelerim kendini tekrarlamaya basladı, daha fazla batırmadan kaçıyorum. Ama gitmeden önce söylemek istedigim son bi kaç sey var.

Iki güzel söz duyunca gevsemekten vazgeçmeliyim acilen! Ortam keyifliyse keza gevsememeliyim hemen. Beynimin iplerini çok kolay salıyorum, özellikle son 6 aydır. Niye böyle olduguna dair en ufak bi fikrim bile yok, ama durum bundan ibaret.

Daha fazla izleyenim olsun istiyorum. Birbirini tanımayan ve büyük olasılıkla (tersi için hala küçük bi olasılık var) tanısıklıkları bu blogdan pek de öteye gidemeyecek olan insanların etkilesimi her daim çekici geldi bana, bunu yasamayı hep sevdim. Benim yazdıklarıma onlar bi seyler katsınlar yorumlarıyla, onların yazdıklarına dair fikirlerimi belirteyim ben de. Zira kendim çalıp kendim oynadıgımda en fazla içimden çıkmıs oluyor yazdıklarım; bi baskasına ulasmıyo, birini düsündürmüyo, birini gülümsetip sükretmesini saglamıyo, birinin gözyaslarını döktürmüyo. Evet, etkilemek ve etkilenmek istiyorum. Etkilenme kısmında oldukca basarılıyım ancak etkilemek kısmında öyle degilim, yine bu aralar, hiç degilim. Sıkıcı bi adamım ben, sıkıcı ve aptal, bu aralar...

Whatever


Içimdeki bu bosluk, bu sıkıntı öldürüyo beni. Bu sabah 3 saat uyuduktan sonra 9da uyanıp ailemle kahvaltı ettim. Bi kaç saat sonrasında ev içinde spora verdim kendimi, çünkü içimde biriken enerjiyi baska türlü atamazdım. Iyice yorulduguma inandıgımda sıcacık banyomu yapıp müzik dinledim bolca.

Sonra dısarı çıkıp islerimi hallettim, hava güzel oldugundan parkta oturdum bi süre. Sonra gerisin geri eve döndüm. O dakikada basladı içimi kemirmeye bi seyler, yine!

Aksam yemeginden sonra uyku bastırdı felaket, 9 gibi karsı koyamayıp usul usul sindim yatagıma. Bi ara annem geldi ısıgımın kapalı oldugunu görünce, "kapat ısıgı kapat ısıgı, çok uykum var anne" dedigimi hatırlıyorum. Ki kapı açılmasa yine de duymazdım sesini annemin. Sonra bi ara yine kapının açıldıgını duydum sanki. Sanıyorum ki gece 3-4 falan oldu, ama bi de saate baktım, gece yarısı! 3 saat uyku öyle sarj etmis ki beni, anlatamam. Kendimden geçik uyumusum zaten.

Sigara orucunda çok iyi gittigime inanıyorum. Zira aksamüstü 4:30a kadar tek sigara içmedim. O sigara ise beraberinde 3 sigarayı daha getirdi ki 3.yü az önce annemle birlikte içtik. Su meshur bahsedilen fiziksel bagımlılıgım yokmus aslında benim. Can sıkıntısından içiyomusum bunca yıldır sigarayı, bunu geçtigimiz iki günde çok iyi anladım. Zira dün kafam yerindeydi ve aramadım, bi kaç an dısında. Ama bugün durduk yerde bana batan seyler oldu hep. Bu bosluk hissi çok çok kötü, nasıl kurtulacagımı bilmiyorum, ama yapmak istedigim çoook sey var ve imkansızlıklar yüzünden yapamıyorum. Elim kolum baglı oturmak baya agırıma gidiyo.

Gözyaslarına merhaba dedim yine, umarım uykum gelir de uyurum hemen. Var da aslında biraz, ama ne bileyim... Pınarlarda dökülmeye oldukça hazır bi gözyası kütlesi var, büyük!

6 Şubat 2011 Pazar


adlandıramadıgım bu garip his kafamı mesgul etmedigim zamanlarda içimi kemiriyo. bi çok erkegin sevdigi seyleri yapmaktan çok uzagım: çok yemek yemek, kalori bombası alkol sofraları, sevismek, mastürbasyon yapmak... istahım bi hayli kapalı bu ara; hem yemeklere, hem de "going solo"ya. üstümdeki ölü topragının kalan son küreklerini de attım mı kimse tutamaz sanırım beni :) hayata hiç olmadıgı kadar sert bi dönüs yapmayı planlıyorum. bu süreçte neler olur bitecegine dair hiçbi fikrim yok, ama ben yine her zamanki gibi güzel olanları diliyorum öncelikle kendime, sonra sevdigim insanlara, daha sonra çevremdekilere ve son olarak da kalan herkese.

sarkı bi hayli güzel. rihanna'yı tokatlayarak dövebilecek bi yorum olmus bence. zira rihanna versiyonunun yüzüne bakmazken ellie'yi dönüp dönüp dinliyorum, yolda yürürken söylüyorum, banyodayken avaz avaz bagıra çagıra söylüyorum falan. keyifli dinlemeler, bakalım siz neler çıkarcaksınız sarkıdan ve videodan ;)

5 Şubat 2011 Cumartesi

Gidip dinlenmeliyim



geçmezdi aklımdan
yalnızım en budalasından
sıkıldım dogrularımdan,
adamlıgımdan, dısımdan

gidip dinlenmeliyim
artık içki içmeliyim
özlüyorum birini
o hiç görmedigim
hiç

iki kaya arasında
sıkısmısım balık gibi
ve öylece beklerim geçsin anlar
su hava ve kabarcıklar

ters dönmüs böcegim sanki
bir zehrin sıkılmasıyla
öldürsün beni formül köpük
ve bir terlik altıyla

4 Şubat 2011 Cuma

3 Şubat 2011 Perşembe

çok sevdigim iki insanla birlikte vakit geçirirken bile sıkılıyosam, aklımda hala "bu" varsa, ettigim 2 laftan 1inde "bundan" bahsediyosam, bosluk hissi hala varsa, günes indikten, hava karardıktan sonra kahvemi içerken de, elimde birayla zıp zıp dans ederken bile aglıyorsam, nereye varır bunun sonu?

brand new dilemma

hem saldım, hem sıkıyorum